H. floresiensis’i keşfeden araştırmacılardan M. J. Morwood, 1998 yılında, aynı adada daha önce yapılan kazılarda 800.000 yıllık, taştan aletler ele geçirdiklerini rapor etmiştir. Hem bu aletler Homo erectus’un yaptığı aletlere benzemektedir, hem de H. floresiensis’in yüz anatomisi genel olarak H. erectus’unkine benzemektedir. Ayrıca, adanın bulunduğu Doğu Asya bölgesi, H. erectus’un uzun süre bulunduğu yayılım alanlarındandır. 1996 yılında Science dergisinde yayınlanan bir makalede H. erectus’un, Flores gibi bir Endonezya adası olan Java’da, günümüzden sadece 27.000 yıl öncesine kadar varlığını sürdürdüğüne dair deliller sıralanmıştır. Tüm bunlar, H. floresiensis’in H. erectus’un bir varyasyonu olduğunu ve ikisinin on binlerce yıl boyunca birlikte yaşamış olabileceğini göstermektedir. (Homo erectus, evrimcilerce günümüz insanından ayrı bir tür olarak tanımlanmış olsa da gerçekte eski bir insan ırkıdır- Bu konuda daha fazla bilgiyi buradan veburadan edinebilirsiniz.)
H. floresiensis’in Evrim Masalı Hakkında Gösterdikleri
Evrimciler yüzyılı aşkın süredir, insanın hayali evrim sürecinde beyin hacminde bir büyüme yaşadığını iddia etmektedirler. İnsanın sahip olduğu akıl ve yaratıcılık ile dil yeteneklerini de bu hayali süreçte, beyin hacmindeki büyümeye paralel olarak kazandığı masalını anlatmaktadırlar. Gerçekte bu masalların hiçbir bilimsel değeri yoktur. Nature dergisinin editörü ve evrim konusundaki pek çok makale ve kitabın yazarı ve aynı zamanda evrimci olan Henry Gee, 1999 basımı kitabında bu gerçeği şöyle itiraf etmiştir:
İnsan aklının beyin hacminde büyümeyle ortaya çıktığı masalı, H. floresiensis bulgusuyla birlikte her zaman olduğundan daha da bariz bir hal almıştır artık. Çünkü bir şempanze beyni kadar beyin hacmine sahip olan H. floresiensis, iri beyinli bir insandan farksız davranışlar ortaya koymakta, insanın aklı ve zihinsel kapasitesinin beyin hacmiyle orantılı olmadığını kanıtlamaktadır. Nitekim H. floresiensis bulgusunu yorumlayan Henry Gee’nin aşağıdaki sözleri tam olarak bu anlama gelmektedir:
“Floresli Küçük Hanımefendi, İnsanın Evrimini Yeniden Düşünmeyi Gerektiriyor” Evrimciler için asıl şok, bu kadar küçük bir beyin hacmine sahip sözde insansının milyonlarca yıl önce değil sadece 18.000 yıl önce yaşamış olduğunu öğrenmek olmuştur. İngiltere’nin Doğa Tarihi Müzesi’nden antropolog Chris Stringer bu konudaki şaşkınlığını şöyle ifade etmektedir:
Araştırma ekibinin başındaki isimlerden paleoantropolog Peter Brown, kafatasının hacmini ölçtüğünde hayretler içinde kaldığını anlatmakta ve H. floresiensis’in evrimci açıklamalarla uzlaşır bir yönü olmadığını şu şekilde kabul etmiş olmaktadır:
Bulgunun yayınlandığı Nature dergisinin haber servisinin H. floresiensis bulgusunu duyurduğu yazının şu başlığı evrimcilerin içinde bulundukları açmazı özetlemektedir: “Floresli Küçük Hanımefendi, İnsanın Evrimini Yeniden Düşünmeyi Gerektiriyor” Problemler, şaşkınlıklar, darmadağın olan açıklamalar, yeniden düşünülmesi gereken bir teori... Bizzat evrimcilere ait olan ifadeler, söz konusu fosillerin insanın evrimi senaryosuna indirdiği ağır darbenin yankılarıdır. Ayrıca medyada bu fosillerin evrim kanıtı gibi sunulması, Darwinizm’in körükörüne sürdürülen bir inanç olduğunu bir kez daha göstermektedir. Çünkü evrimciler son yıllarda gerçekleştirilen fosil bulgularının uzun yıllardır yılmadan anlattıkları masalları geçersiz kılması karşısında teorilerinden vazgeçmemekte direnmektedirler. Evrimciler, senaryolarının yeni bulgular karşısında aldığı her darbeyi, “Demek ki öyle evrimleşmemişiz de böyle evrimleşmişiz” gibi kaçamak ifadelerle geçiştirip, körükörüne benimsedikleri evrim masalını bilimsel bir görünümde ayakta tutmaya çalışmaktadırlar. Sonuç: Evrimcilerin, eski kemiklerin varyasyonlarını kendi ön yargıları doğrultusunda yorumlayarak sürdürdükleri oyun, insanın evrimi senaryolarının vitrinini istedikleri gibi dekore etmekten ibarettir. Kemikler arasındaki benzerliklere bakılarak masal anlatmak yaratılış gerçeği karşısında sürdürülen nafile bir çaba olarak bilinmelidir. İnsanın sahip olduğu göz, kulak veya kalp gibi organlar, tesadüflerle açıklanması mümkün olmayan bir komplekslik ortaya koymaktadırlar. Modern bilim, tesadüflerin, değil bir organ, insan vücudundaki trilyonlarca hücreden tek bir tanesindeki onbinlerce proteinin sadece “bir” tanesini bile meydana getirecek gücü olmadığını ortaya koymuştur. İnsan, sahip olduğu mükemmel organ ve sistemlerle apaçık bir tasarım ortaya koymaktadır. Tıp kitapları, ansiklopediler bu tasarımın ne kadar kompleks bir bilgiye dayandığının belgeleridir. Kuşkusuz bilgiye dayalı, kusursuz bir tasarıma sahip olan insanın kökeni “yaratılış”tır. İnsanı yaratan, herşeyin Yaratıcısı olan Yüce Allah'tır ve Allah’a yaratmada hiçbir ortak yoktur. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilmektedir: … Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin? Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam. (Kehf Suresi, 37-38) |
22 Temmuz 2011 Cuma
Homo Floresiensis ve evrim masalı hakkında ortaya çıkan gerçekler
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder